Wednesday, November 24, 2021

Karanlıkta parlayan maddeler gelecekte şehirlerimizi aydınlatabilir mi?

Enerji tasarrufu sağlanması ve kentsel ısının azaltılması adına karanlıkta parlayan maddeler gelecekte kaldırımlara, sokaklara ve binalara da uygulanabilir.

Karanlıkta parlayan maddeler gelecekte şehirlerimizi aydınlatabilir mi?
Google Haberlere Abone ol

Kurt Kleiner

1603 yılı civarında, İtalyan kunduracı ve amatör simyacı Vincenzo Casciarolo, Bolonya kentinin yakınlarındaki Paderno Dağı’nın eteklerinde bulduğu birkaç taşı eritmeyi denedi. Umduğu üzere hiçbir altın, gümüş ya da diğer değerli metale ulaşamadı. Bununla birlikte, Casciarolo, taşlar soğuduktan sonra ilgi çekici bir şey fark etti: Malzemeyi güneş ışığına maruz bırakıp karanlık bir odaya götürdüğünde, kendi kendilerine parlıyorlardı.

Bu ‘Bologna Taşı’ yapay olarak hazırlanan ve uzun süre parlayan ilk maddeydi. Onu daha birçok farklı örnek izleyecekti; ve günümüzde, süslemeler, acil durum aydınlatması, kaldırım işaretleri ve tıbbi görüntüleme alanlarında kalıcı biçimde ışıldayan malzemeler kullanılıyor. Bunlar, gelecekte bizlere daha serin ve daha az elektrik kullanan ışıltılı kentler sunabilirler.

ELDEKİ MALZEMELER ÇOĞALIYOR

Yeni nesil [kendiliğinden] ışıyan malzemeler, tersi durumda ısıya dönüştürülen ışığı yeniden yayarak şehirleri soğutma potansiyeli barındırıyor. ‘Lüminesan’ [ışık yayan] kaldırımlar, parlayan yol işaretleri ve hatta parlayan binalar sokak aydınlatmalarının bir kısmının yerini alabileceği için, enerji kullanım oranını da azaltabilirler. Hâlihazırda, Avrupa’daki kentlerin bir kısmı parlayan bisiklet yolları inşa etti ve kimi araştırmacılar yol işaretleri üretiminde parlayan boya kullanımı üzerinde çalışıyorlar.

Kaliforniya’nın Berkeley kentinde bulunan Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’ndan emekli çevre fizikçisi Paul Berdahl, “Bu, çevre için daha faydalı” diyor: “Teknoloji geliştirilebilirse, daha az enerji kullanabiliriz... Bu da denemeye değer bir şey.”

Mineral baritin bir türü olan Bologna Taşı, o dönemde doğa filozoflarını adeta büyülese de hiçbir zaman özel bir faydası olmadı. Buna karşın, 1990’larda kimyagerler, ışığa maruz kalmasının ardından saatler boyunca güçlü bir ışıma yapan stronsiyum alüminat gibi yeni ve uzun süreli fotolüminesan malzemeler geliştirdiler. Bu yeni malzemelerin büyük kısmı mavi ya da yeşil bir ışıma yapar; öte yandan, bunlardan birkaçı sarı, kırmızı veya turuncu renklerde ışır.

Buna benzer fotolüminesan maddeler, bir fotonun enerjisini yakalayarak/hapsederek çalışır ve ardından bu enerjiyi daha düşük dalga boyundaki bir ışık formunda yeniden etrafa yayar. Kimi zaman ışık, mesela bir floresan ampulde olduğu gibi anında yayılır. ‘Kalıcı ışıldayan’ diye nitelendirilen başka malzemeler enerjiyi daha uzun sürede depolar ve daha yavaş yayarlar.

KENTLERDEKİ AYDINLATMA SORUNUNA BÜYÜK BİR ÇÖZÜM

Saatler boyunca kuvvetli bir ışık yayan bu malzemeler, parlayan kaldırımlar ve binalar tarafından aydınlatılan ‘karanlıkta parlayan’ şehirler gibi olasılıkların önünü açıyor. İnşaat mühendisi Anna Laura Pisello ve meslektaşları, 2021 Yıllık Malzeme Araştırması İncelemesi’nde, toplam küresel enerji kullanımının yüzde 19’u aydınlatma için kullanılırken Avrupa’daki sokak aydınlatması için kullanılan enerji oranının yaklaşık yüzde 1,6 olduğunu ve enerji tasarrufu potansiyelinin büyük olduğunu yazıyor.

Bu yaklaşıma dair sorunlardan biri, ışıldayan malzemelerin büyük kısmının tüm gece boyunca parlamaması. Perugia Üniversitesi’nde görev yapan ve enerji tasarruflu yapı malzemelerini inceleyen Pisello, daha gelişmiş malzemelerin bu sorunun ortadan kaldırılmasına yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Öte yandan, şu anda kullanılan malzemeler, ışığı sönmeden önce yol işaretlerini yeniden şarj etmek için yeterince uzun süre yanacak elektrikli aydınlatmalarla entegre edilebilir.

Buna ek olarak, lüminesan boya dış mekanların aydınlatılmasını sağlayabilir. Pisello’nun laboratuvarı da bunun gibi karanlıkta parlayan bir boya geliştirdi ve 2019 yılı raporunda, bir tren istasyonunun yakınında halka açık bir yolu boyadıklarında ne olacağını simüle etti. Bilim insanları, boyanın gece boyunca parlayarak civardaki aydınlatma için gereken enerji ihtiyacını neredeyse yüzde 27 oranında azaltacağını ortaya çıkardılar.

Bu durum, bütün şehirlerin gece boyunca göz kamaştırması ve zararlı ışık kirliliğini artırması kaygılarını akla getiriyorsa da Pisello bunun mümkün olmadığını belirtiyor. Lüminesan malzemeler büyük ihtimalle yalnızca var olan aydınlatmanın yerine geçecek ve fazladan ışık eklemeyecek. Özellikle de vahşi yaşam açısından zararlı görülen mavi frekanslardan kaçınmak için de parlayan malzemelerin rengi [uygun olanlar arasından] seçilebilir.

‘KENTSEL ISI ADASI ETKİSİNİ’ AZALTABİLİR

Fosforlu malzemeler, ‘kentsel ısı adası etkisi’ olarak bilinen olguyla mücadele etmeye de yardım edebilir. Binaların çatıları ve kaldırımları, güneşten gelen enerjiyi önce emer ve sonra ısı olarak geri yayarlar; bu durum, kentlerdeki yaz sıcaklıklarını çevredeki kırsal alanlara kıyasla ortalama 7.7 santigrat derece daha yüksek bir düzeye çıkarır. Yüksek sıcaklıklar ise potansiyel bir sağlık tehdididir ve buna ek olarak binaların serinletilmesinde daha fazla enerji kullanılmasına yol açar.

Git gide daha fazla rağbet gören bir çözüm yolu, beyaz boya ve açık renkli asfalt gibi ışığı yansıtan ‘soğuk’ malzemelerin kullanılması. Artık, kendiliğinden ışıyan malzemelerin bu çözüme eklenmesinin daha da fazla fayda sağlayabileceği anlaşıldı.

Berdahl ve ekibi, Lawrence Berkeley Laboratuvarı’nda, serinliğini koruyan renklere sahip kaplamalar üretmek amacıyla güneş ışığının altında parlayan bir malzeme olan sentetik yakut ile deneyler gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen daha eski bir deneyde, yakut pigmenti içeren bir yüzeyin, güneşin altındayken, özel pigment içermeyen benzer renkteki bir malzemeye göre daha serin kaldığı anlaşılmıştı.

Pisello’nun laboratuvarı, bir adım daha ileri gitti ve ışık enerjisini depolayan ve yavaşça geri yayan, yani kalıcı biçimde ışıldayan birkaç malzemeyi beton karışımına ekledi. Aynı renkte ama ışıldama yapmayan yüzeylerle kıyaslandığında, bu malzemelerin en iyileri, güneşli günlerde ortamdaki hava sıcaklığını 3,3°C kadar azalttı.

SAHİP OLDUĞUMUZ MALZEMELERİ GELİŞTİRMELİYİZ

Arizona Eyalet Üniversitesi’nden bir makine mühendisi olan ve ‘Annual Review of Environment and Resources’ [Yıllık Çevre ve Kaynak İncelemesi] adlı dergide kentsel ısı adası etkisi üzerine bir makale yazan Patrick E. Phelan, “[Bir yüzeyi] mümkün olduğu kadar yansıtıcı bir hale getirebilirsiniz. Peki, bunun ötesine geçebilir misiniz? Buradaki temel fikir, enerjiyi aktarmanın bir diğer yolu olarak kalıcı ışımayı kullanma tekniğiyle bunun biraz daha ötesine geçebilmeniz... Bu ilgi çekici” diyor.

Büyük kısmı şimdilik pratik uygulamalar bağlamında araştırılmamış olan ve ışıma yaptığı bilinen 250 farklı malzeme mevcut. Pisello, önümüzde, daha uzun bir süre dayanan, daha fazla renkte ve daha parlak biçimde ışıyan boyalar ve kaplamalar için önümüzde bir potansiyel yattığını ifade ediyor. “Kısa vadede en iyi ve en basit çözüm, hâlihazırda sahip olduğumuz şeyleri geliştirmek” diyor. Bu önerme, malzemeleri daha uzun süreyle, daha güçlü ya da farklı renklerde ışık verebilecek şekilde ayarlamayı ve gündelik yaşam ortamlarında çalışmaya devam etmelerini sağlamayı içeriyor.

Uzun vadede ise, yeni mühendislik malzemeleri türlerinin daha da iyi işleyebileceğini sözlerine ekliyor. Mesela, “kuantum noktalarına” -yani ışıma için kullanılabilecek ve bir süreden beridir biyolojik görüntüleme alanında kullanılan küçük ve yarı iletken parçacıklara- ya da güneş hücrelerinde kullanılan ve aynı zamanda ışıldayan özellikleri nedeniyle incelenen malzemeler olan ‘perovskitlere’ yönelmek mümkün.


Yazının orijinali Knowable Magazine sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

https://www.gazeteduvar.com.tr/kiziyla-balik-avlarken-obruk-buldu-galeri-1542993

https://www.instagram.com/lilithcraftco/

https://www.gazeteduvar.com.tr/sahte-fosiller-marstaki-yasam-arayisina-engel-olabilir-haber-1542808


Thursday, February 7, 2019

Sunday, February 21, 2016

http://www.theglobeandmail.com/life/health-and-fitness/health/the-health-benefits-of-knitting/article28785450/

Friday, November 6, 2015

Canikeden Berkeye


Berke'cim sen benim en iyi arkadaşım ve kardeşimsin. 06, 11. 2015 saat 13.16

Saturday, October 24, 2015

A good read on indecisiveness

https://www.psychologytoday.com/blog/crazy-life/201509/how-make-indecision-work-you-anxiety-fall-away

Tuesday, June 7, 2011

Kara misik

KARA MIŞIKErte erte zamanda, Ata uğlu nın, atkan oguman, aytkan sözı kaytmagan zamanda. kuldan tuvgan dın kul bolmagan, yaman tuvgan dın kul bolgan zamanda. Künşi dın köbeymegen, bakılşı dın bayımagan zamanda. Kılış kespesti tilek kesken, Malı ketken dın yarlı bolmagan, sını ketken dın yarlı bolgan zamanda. Meneli söz nın maldan artık bolganı, esaplı dostıng malı bır, antlı dostıng janı bır bolganı zamanda. Yeşıl jurt Kırım da, bır kışkene Argın koyde, betı calpak, aklı üyken, Surbatur degen bır kışkene Tatar balası bar eken. Babaysın dın bır uğlı eken, Babaysı Baytal güde eken, lakin bek carlı eken, üyge bır kun ötmek ketırse, bır kun ketıramay eken. Kalavusu kireçmen ıslavlu azbarlarında bek kop te şıpşelerı bar eken. Surbatur olarnı kop süye eken; lakin o vakıtta, azbarga bırde kara mışık tatangan; usuluptan kelıp, azbar da yuklagan iytke korunmeden, bır şıpşe kabıp cuvurup kaşa eken. Surbatur da artın dan tutaman dep cuvura eken; lakin kara mışık, kozden cok bolup kete eken. Surbatur da artın dan karap, kara mışıkka egeşıp kalaeken. Surbatur dın bılay kara mışıknı kovalap egeşkenını korgen komşuları Ablamit Akay da, kulemen dep şırkata kala eken, bırgun Surbatur ga, “ulâân tavkel bala, mışıknı tutaman dep ograşa berme, o sen diy tavkel tuvul; saga tutturmaz özündü.” degen. Surbatur da “Ablamit Akam, maga karap, karap kuleberesın; lakin anavu kââpır mışık, azbar da şıpşe taşlamadı; men onu tutup öttürecekmen” degen. Ablamit Akay da, “ulâân tavkel bala, o degenın kalay bolacak? kop ataberme kulecekmen dep karnım avura, sen o mışıknı öttürüp terısını maga ketır, mende saga, menım arandakı toru taynı berecekmen” degen. Kunler bılay kelıp geşe ekende, Surbatur üyün aldındakı tırmen taşın da oturup, kadiy etermen de, karamışıknı tutup öttürürmen dep tüşünekende, kara suvdan balık tutkan kışılernı tüşünüp, kozünü kogertken; akırında Aşkanaga ketıp bır un şuvalı tabkan; kakıradan da, teran balya telımen kınawu bır cıp alıp, terektın astına barıp oturgan; balya telını tegerşık diy tögelek etıp, şuvalın avzuna geşırgen; cıpmen de şuvalın azuz betınden bır koşege bır dügüm atıp, şuvalnı cerge salgan. Cıbın anavbır yakını, terektın ust betınden aylandırıp tartıp ketken, bıraz ta tartıp, azbarın ast betındekı angışnın artıngaşık, cıbın uşunu aketıp salgan. Sura bu seper de, özü bır şıpşe tutup, ayak süyegın den bır taş ka baylap şuvalın işine salgan. Zavalı şıpşe, şuvaldan şıgaman dep cıykıldap bakıra eken. Surbatur şıpşege bek aciy eken; lakin kara mışıknı tutmaga ant etken üşün sabreteken. Bır vakıt ta bılay sabretıp turgan sura, şıpşenın cıykıltısını tuygan kara mışık, kalavunun töbesınden usulup azbarga kırgen. Surbatur kara mışıknı kozliy eken. Kara mışık, bır anyaka, bır mınyaka karap, usuluptan, şuvalın işindekı şıpşenın katına kelgende, teran toktagan. Şıpşemen koz koze kelgen vakıtta, tez bolup şuvalın işıne atlagan. Kara mışık nın atlap şuvalga kırgenındı korgen Surbatur da, kolundakı cıpnı tartıp, şuvalnı terekke kotergen; akırında tez bolup, şuvalın katına barıp, şuvalın avzunu cıpmen baylagan. Şuvalın işindekı şıpşemen kara mışık, bakırıp tura ekende, Surbatur şuvalnı sırtına urup, colga şıkkan. Özü özüne, Ablamit Akayın katecek ekenın dı tüşünüp, kulebere eken. Ablamit akayın azbarına kırgende, kapıdakı tokmakga bır ekı tıklatkaman, Ablamit Akayın Apakayı; Avazade hatın “oooyt kımeken o” dep bakırıp kapıga şıkkan. Surbatur da, “Avazade dadam menım, men” dep bakırgan; kapı aşılıp, Avazade hatın Surbaturnu korgende, örsen karsan etıp, “ne boldu balam Anayın gene avurdumu” dep kaltıragan. Surbatur da, “cok Avazade dadam” degen, “sen cüregını koş tut, bır şekıy bolmadı, Ablamit Akamı karayman” degen. Avazade hatın da, “Surbatur, Ablamit camiyge kettı, bıraz sura kelır de, sen bızge kalay keldın, eş kelmiy edın, khayırmı” degen. Surbatur da, özü özüne kyiplenıp, “khayır ya, Avazade dadam” degen. “Ablamit Akam maga soz bergen edı, kara mışıknı öttürüp terisını ketırsem maga, sıznın arandakı Toru Tay nı bereceg edı; mende kara mışıknı tutup şuvalga saldım, öttürüp terısını yüzecekmen” degen. Avazade hatın da bırden kaltırap “ey menım jıgıt balam, ey menım kozümnün carıgı balam, Ablamit Akan saga aruv degen de, o aytkandın kara mışıknın bıznıng kakırada altı tane balası bar, sen kara mışıknı öttürsen olarga kım karaycak, kım sütün berecek eken” dep cılagan. Surbatur da, “yav Avazade dadam, sen cılayberme, Ablamit akam ele bır camiyden kelsın, sozunden aylanırsa men eş ındemeden ketecekmen” degen. Avazade hatın da “ey menım kozümün carıgı balam, Ablamit Akan sözünden aylanmaz, saga o kara mışıknı bogazlatır. Zaten Ablamit Akan, kara mışıknı eş süymiy edı, men o mışıknı besliy edım. Sen kara mışıknı bogazlarsan bıyerlernı şışan basar, hem men özüm, şışandan bek korkaman. Amman jıgıt balam, sen kara mışıknı ciber de, balalarını emızsın men saga, mına kolumdakı altun bılezıknı berecekmen” degen. Surbatur, bırde karasa, altı tane mışık balası kakıradan bakırşıp, aş bolganları üşün cıykıldaybereler. Surbatur, mışık balalarını korgende, karap karap cüregı cangan, artından şuvalnın avzunu şeşken; Şuvalnın avzu şeşilgemen kara mışık şuvalın işinden atlap şıkkan. Artından cuvasına kırıp, balalarını emızmege koyulgan. Şuvalın işindekı şıpşe de şıgamay bakıra eken. Surbatur da, şıpşenın ayak suyegınde baylı bolgan taşnı şeşıp, şıpşesını alıp kaytayatkan da, Avazade hatın, kolundakı altun bılezıknı şıgarıp Surbatur ga uzaktan. Surbatur da “cok almayman Avazade dadam, men kara mışıknı altun üşün cibermedım, men onun balalarını toyurmak üşün ograşkanını bılmiy edım” degen. Artından da, “Ablamit Akam ga selam ayt; Surbatur keldı, Ablamit Akam haklı eken dedı, Karamışıknı tutamaycak bolganını tüşünüp anlagan, endı ograşmaycak eken dep aytarsın“ dep azbardan şıgıp ketken. O kunden sura, Surbatur, kara mışıknı azbarga bır ta kelır dep kozlese de, kara mışıknı bır ta eş koramagan, endı dersını algandır dep süyünüp kıypleneken de; bırden bır cıykıltı tuygan, ne bolgan aceba? dep kozünü kogertıp karay eken de, Anayı Surbaturun katına toru kelgen, betı şırayı kaşkan eken. “Ne boldu Anay? gene avurdunmu?” dep soragan da; Anayı da, “cok balam ne avurması, bek korktum” degen. Surbatur da, “vay Anayım kım bılay korkuzdu senı ayt maga” degenımen, Anayı da, “cok balam, men kımseden korkmam da; lakin kuyu dan suv şege edım, bırde karadım, kuyudan bır cılan şıktı, men kaşaman diy eken de cıgılıp kaldım. Cılan tam maga keleyatırgan da, kalavudan bır kara mışık atlap, cılannı parşaladı o yerde de aşadı.” degenımen, Surbatur, bu kara mışıknın, özünün tutkanı kara mışık bolganına kanaat ketırıp, Anasını kuşaklap özüözüne kuvangan. Tarih : 18.05.2009 Yazan : Cihangir BORAN Ankara – Polatlı – Sakarya (Tırnaksız) KöyüBugün, 18 Mayıs 2009, Kırım Tatar halkının sürgündeki 65. yılı; ben bu matem günümüz de, günün anlam ve önemine binaen, öz dilim le; yani Tatar ca yazdığım konusu, Kırım da geçen, naçizane bir öykümü paylaşmak istedim; dilerim beğenmişsinizdir.Sawlukman kalınızCihangir BORANTürkçe'ye çeviri:KARA MIŞIK (KARA KEDİ)Evvel, evvel zamanda, Baba terbiyesi almış Oğul’un, attığı ok ile söylediği sözün geri dönmediği zaman da; kuldan doğan’ın kul olmadığı, kötü doğanın kul olduğu zaman da; kıskançların çoğalmadığı, art niyetli sahtekar insanların, zenginlemediği zaman da; kılıcın kesemediğini, dileğin kestiği; malı gidenin zarar da olmadığı, sanı (adı) gidenin zarar da olduğu zaman da; özlü sözün, maldan kıymetli olduğu; hesabını bilen dostların malları bir, yeminli dostların canları bir olduğu zaman da. Yeşil yurt Kırım da, bir küçük Argın köyde, (Şırın, Barın, Argın, Mangıt; bunlar Tatar boy beylik isimlerindendir.) beti calpak (calpak bet: geniş ve yayvan bir yüz, elmacık kemikleri çıkık, gözler çekik) aklı yüce, Surbatur ismin de, bir küçük Tatar balası varmış. Babasının tek oğlu imiş; Babası kısrak güdermiş; lakin çok fakirmiş; eve bir gün ekmek getirse, bir gün getiremiyormuş. Duvarları kireçle sıvalı avluların da pek çok ta Civcivleri varmış. Surbatur onları çok severmiş; lakin o vakitler de avluya birde kara Kedi dadanmış. Usulca gelip, avluda uyuyan köpeğe görünmeden, bir civciv kapıp, koşarak kaçarmış. Surbatur da, ardın dan tutayım diye koşarmış; lakin kara Kedi, gözden yok olup gidermiş. Surbatur da ardın dan bakıp, kara kediye sinirlenip kalıyormuş. Surbaturun böyle, Kara kediyi kovalayıp sinirlendiğini gören komşuları Ablâmit Akay da, gülecem derken kendinden geçermiş. Bir gün Surbatur’a “ulâân aptal çocuk, Kediyi tutacam diye uğraşıp durma, o senin gibi aptal değil; sana tutturmaz kendisini.” Demiş. Surbatur da; “ Ablâmit Akam, bana bakıp, bakıp gülüyorsun; lakin o kâfir Kedi, avlu da civciv bırakmadı; ben onu tutup öldüreceğim” demiş. Ablâmit Akay da, “ulâân aptal çocuk, o dediğin nasıl olacak? Çok atıp durma, gülecem diye karnım ağrıyor, sen o kara Kediyi öldürüp derisini bana getir, ben de sana, benim Ahırdaki doru tayı vereceğim” demiş. Günler böyle gelip geçerken, Surbatur evin önündeki değirmen taşın da oturup, nasıl ederim de, kara Kediyi tutup öldürürüm diye düşünürken, Kara sudan balık tutan kişileri düşünüp, birden gözünü faltaşı gibi açmış; ardın dan mutfağa gidip bir un çuvalı bulmuş; garajdan da, biraz balya teliyle sağlam bir ip alıp, ağacın altına gidip oturmuş. Balya telini, tekerlek gibi yuvarlak edip, çuvalın ağzına geçirmiş; iplede, çuvalın ağız kısmın dan bir köşeye bir düğüm atıp, çuvalı yere koymuş. İpin öbür tarafını, ağacın üst tarafından çevirip ucunu çekip gitmiş; biraz daha çekip, avlunun alt tarafındaki saman römorkunun ardına kadar ipin ucunu götürüp bırakmış. Sonra bu sefer de, kendisi bir civciv tutup, ayak kemiğinden bir taşa bağlayıp, çuvalın içine koymuş. Zavallı civciv, çuvaldan çıkmak için ciyaklayıp bağırıyormuş. Surbatur, civciv’e çok acıyormuş; lakin kara Kediyi tutmaya ant ettiği için sabrediyormuş. Bir vakit’te böyle sabredip durduktan sonra, civcivin ciyaklamasını duyan kara Kedi, duvarın tepesin den, usulca avluya girmiş. Surbatur kara Kediyi gözlüyormuş. Kara kedi, bir o taraf’a, bir bu tarafa bakıp, usulca çuvalın içindeki civciv’in yanına geldiğin de, biraz durmuş. Civcivle göz göze geldiği zaman da, hızla çuvalın içine atlamış. Kara kedinin, atlayıp çuvala girdiğini gören Surbatur da, hemen kolundaki ipi çekip, çuvalı ağaca kaldırmış; ardından çabuk olup, çuvalın yanına varıp, çuvalın ağzını iple bağlamış. Çuvalın içindeki civcivle, kara kedi, bağırıp dururlarken, Surbatur çuvalı sırtına vurup, yola çıkmış. Kendi kendine, Ablâmit Akayın ne yapacağını düşünüp, gülüyormuş. Ablâmit Akayın avlusuna girdiğinde, kapıdaki tokmağa bir iki tıklatınca, Ablâmit Akayın eşi, Avazade hanım “oooyt kimmiş o” deyip bağırıp kapıya çıkmış. Surbatur da, “Avazade Ablam benim ben” deyip bağırmış; kapı açılıp, Avazade hanım Surbatur’u gördüğünde, eli ayağına dolaşıp “ne oldu balam, Annen yine hastalandı mı?” deyip titremiş. Surbatur da, “yok Avazade Ablam” demiş “sen yüreğini hoş tut, bir şey olmadı, Ablâmit Akama bakıyorum” demiş. Avazade hanım da, “Surbatur, Ablâmit camiye gitti, biraz sonra gelir de, sen bize nasıl geldin? Hiç gelmiyordun, Hayır mı?” demiş. Surbatur da, kendi kendine keyiflenip, “hayır ya, Avazade Ablam” demiş. “Ablâmit Akam bana söz vermişti, kara kediyi öldürüp derisini getirsem bana, sizin ahırdaki doru Tayı verecekti; bende kara Kediyi tutup çuvala koydum, öldürüp derisini yüzeceğim” demiş. Avazade hanım da, birden titreyerek, “ey benim yiğit balam, ey benim gözümün aydınlığı balam, Ablâmit Akan sana iyi demiş te, o dediğin kara Kedinin bizim garaj da, altı tane yavrusu var, sen kara Kediyi öldürsen onlara kim bakacak?, kim sütünü verecek?” deyip ağlamış. Surbatur da, “yav Avazade Ablam, sen ağlayıverme, Ablâmit Akam hele bir Cami den gelsin, sözün den dönerse, ben hiç sesimi çıkarmadan gideceğim” demiş. Avazade Hanım da “ey benim gözümün aydınlığı balam, Ablamit Akan sözünden dönmez, sana o kara kediyi boğazlatır. Zaten Ablâmit Akan, kara kediyi hiç sevmiyordu, ben o kediyi besliyordum. Sen kara kediyi boğazlarsan buraları fare basar, hem ben kendim fareden pek korkuyorum. Aman yiğit balam, sen kara kediyi gönder de, yavrularını emzirsin ben sana, işte kolumdaki altın bileziği vereceğim” demiş. Surbatur, birde baksa, altı tane kedi yavrusu garajdan bağrışarak aç oldukları için ciyaklayıp duruyorlar. Surbatur, kedi yavrularını gördüğünde, bakıp, bakıp yüreği yanmış, ardından çuvalın ağzını çözmüş; çuvalın ağzı çözüldüğü anda, kara kedi çuvalın içinden atlayıp çıkmış. Ardından yuvasına girip, yavrularını emzirmeye koyulmuş. Çuvalın içindeki civciv de çıkamaz bağırırmış. Surbatur da, civcivin ayak kemiğinde bağlı olan taşı çözüp, civcivini alıp geri evine dönerken, Avazade hanım, kolundaki altın bileziği çıkarıp Surbatur’ a uzatmış. Surbatur da, “yok almıyorum Avazade Ablam, ben kara kediyi altın için göndermedim, ben onun yavrularını doyurmak için uğraştığını bilmiyordum” demiş. Ardından da, “Ablâmit Akama selam söyle; Surbatur geldi, Ablâmit Akam haklıymış dedi, kara kediyi tutamayacağını düşünüp anlamış, artık uğraşmayacakmış diye söylersin” deyip avludan çıkıp gitmiş. O günden sonra, Surbatur, kara kediyi, avluya bir daha gelir diye gözlesede; kara kediyi bir daha hiç görememiş. Artık dersini almıştır diye sevinip keyiflenirken, birden bir ciyaklama duymuş. Ne olmuş acaba? Diye gözünü fal taşı gibi açıp bakarken, Annesi Surbaturun yanına doğru gelmiş; yüzü, rengi kaçmış durumda imiş. “ne oldu Anne? Yine hastalandınmı? Diye sorduğun da Annesi de, “yok balam, ne hastalığı, çok korktum” demiş. Surbatur da, “vay Annem, kim böyle korkuttu seni söyle bana” dediğin de Annesi de, “yok balam, ben kimseden korkmam da; lakin kuyu dan su çekiyordum, birde baktım, kuyudan bir yılan çıktı, ben kaçacam derken, yıkılıp kaldım. Yılan tam bana gelirken, duvardan bir kara kedi atlayıp, yılanı parçaladı, orada da yedi.” Dediğin de, Surbatur, bu kara kedinin, kendisinin tuttuğu kara kedi olduğuna kanaat getirip, Annesini kucaklayıp, kendi kendine sevinmiş. Yazan : Cihangir BORAN Ankara – Polatlı – Sakarya (Tırnaksız) KöyüSawlukman kalınızCihangir BORAN
google_protectAndRun("render_ads.js::google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);
« Son Düzenleme: 13 Temmuz 2009, 17:10:01 Gönderen: batugeray »
Logged
Nogay tuvulman, Kıpşak, Tat, Yalıboylu da tuvulman, Türkte tuvulman; men özüm Kırım nın öz Kalk’ı bolgan TATAR Kalkına mensup, bır pıkare TATAR man.Tatar ölgen diyberesın, Kaday uşun aytmaysın